Analizler8 Mart 2026

Güney Azerbaycan: Ankara’nın Sessiz Ama Hesaplı Stratejisi

Admin
Admin21 görüntülenme
Güney Azerbaycan: Ankara’nın Sessiz Ama Hesaplı Stratejisi

İran’da artan askeri gerilim ve İsrail-ABD saldırıları sonrası ortaya çıkan kırılgan tablo, Türkiye açısından yalnızca güvenlik meselesi değildir. Bu süreç aynı zamanda etnik dengelerin, özellikle de “Güney Azerbaycan” başlığının yeniden tartışmaya açılabileceği bir zemin oluşturuyor. Ancak Ankara’nın yaklaşımı, beklendiği gibi sert ve açık bir siyasi pozisyon değil; dikkatle inşa edilmiş bir denge stratejisidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına bakıldığında iki temel vurgu öne çıkıyor: İran’ın toprak bütünlüğü ve bölgesel istikrar. Bu vurgu bilinçli bir tercihtir. Çünkü İran’da etnik temelli bir çözülme, ilk bakışta bazı çevreler için jeopolitik fırsat gibi görünse de, uzun vadede Türkiye’nin güvenliğini doğrudan tehdit edebilecek zincirleme etkiler üretir.

Irak ve Suriye örnekleri Ankara’ya şunu öğretmiştir: Devlet otoritesinin çöktüğü coğrafyada ortaya çıkan boşluk, yalnızca yeni devletçikler değil, aynı zamanda kontrolsüz milis yapılar, terör ağları ve vekalet savaşları doğurur. İran gibi büyük ve karmaşık bir ülkede yaşanabilecek etnik kırılma, Güney Kafkasya’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir fay hattını tetikleyebilir.

Bu nedenle Türkiye’nin Güney Azerbaycan meselesine yaklaşımı üç katmanlıdır.

Birinci katman, insani ve kültürel hassasiyettir. İran’daki Türk nüfusun kimliğinin korunması, kültürel haklarının güvence altına alınması ve güvenliklerinin sağlanması Ankara açısından meşru bir ilgi alanıdır. Bu, bir müdahale söylemi değil; tarihsel ve kültürel bağın doğal sonucudur.

İkinci katman, jeopolitik dengedir. Ankara, İran’ın parçalanmasını destekleyen bir çizgiye asla yaklaşmamaktadır. Çünkü İran’ın zayıflaması, bölgede güç boşluğu yaratır ve bu boşluk büyük güçlerin daha agresif müdahalelerine kapı aralar. Türkiye’nin temel amacı, sınırlarının hemen ötesinde kontrolsüz bir kaos alanı oluşmasını engellemektir.

Üçüncü katman ise stratejik mesajdır. Ankara açıkça şunu söylemektedir: İran’ın istikrarı önemlidir; ancak İran’daki Türkler de Türkiye için hassasiyet alanıdır. Bu, açık bir ayrılıkçılık çağrısı değil; diplomatik bir denge uyarısıdır. Bir başka ifadeyle Türkiye, sahaya inmeden sahadaki gelişmeleri etkileme kapasitesini elinde tutmak istemektedir.

En üst düzeyde kullanılan dil de bu dengeyi yansıtır:

“Bölgesel istikrar”, “toprak bütünlüğü”, “kardeş toplulukların güvenliği”…

Bu kavramlar, Ankara’nın romantik bir Turancılık söylemiyle değil; realist devlet aklıyla hareket ettiğini gösterir.

Sonuç olarak Türkiye bugün Güney Azerbaycan meselesini bir ayrılık projesi olarak değil, bir denge ve ihtiyat alanı olarak görmektedir. Amaç İran’ı zayıflatmak değil; İran merkezli bir bölgesel çöküşün Türkiye’ye sıçramasını engellemektir.

Ankara’nın stratejisi nettir:

Duygusal refleks yerine stratejik sabır.

Retorik hamle yerine kontrollü güç.

Ve en önemlisi, etnik hassasiyetleri jeopolitik yangına dönüştürmemek.

Bugünün Türkiye’si için Güney Azerbaycan meselesi, slogan değil; dikkatle yönetilmesi gereken bir satranç hamlesidir.

Prof. Dr. Toğrul İsmayıl

İlgili Haberler