Mehmet BOZKUŞ
Stratejist-Siyaset Bilimci
13-14–15 Mayıs 2026 tarihlerinde gerçekleşmesi beklenen Donald Trump’ın Çin ziyareti, yalnızca iki büyük güç arasındaki diplomatik temas değildir. Bu ziyaret; küresel ekonomik sistemin, enerji akışlarının, teknoloji savaşlarının ve yeni dünya düzeninin geleceğini etkileyebilecek stratejik bir eşik niteliği taşımaktadır.
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Xi ile görüşecek olması ve gündemin dünyanın yeni düzeninde etkin konu başlıkları olacağıdır. Trump’ın 2017’den bu yana Çin’e yaptığı ilk ziyaret olacak.
yy. petrol ile kurulan hakimiyet 21.YY için kritik madenler anlaşmasının iki ülke arasındaki en önemli stratejik konu olarak görülmektedir..
Gümrük duvarları ve iki ülke arasındaki ticaretüzerinden birbirlerine karşı stratejik koz olarak ellerinde bulundurdukları en önemli bir kart. Karşılıklı ticaret ve yatırımı kolaylaştırmak için forumlar oluşturulması konusunda anlaşmaya varılması.
ABD ve İsrail’in İran’la savaşı Körfezin geleceğinde ki yeni enerji jeopolitiği ,stratejik geçiş güzergahlarının geleceği,rezerv para ve diğer anlaşmazlıklar nedeniyle gerilen ilişkilerin istikrara kavuşturulması.
Çin’in ABD ticaretinde önemli yer tutan pazarları kontrol ve gelecek anlaşmaları ile Boeing uçakları, Amerikan tarım ve enerji sektörleriyle ilgili alımlar yapacağının açıklanması.
İki ülke arasında dünya ticaretinin geleceğinin belirlenmesi ve ortak hareket etme süreçlerinin değerlendirilmesi için “Ticaret Odası” ve “Yatırım Kurulu” planlarının resmen duyurulması.
ABD için son derece önemli olan Tayvan meselesi üzerine görüşmelerin yapılması. Çin’in politikalarına karşı ABD elindeki en önemli kartlardan birsinin olması ve iki ülke arasında krizin ana nedenlerinden Tayvan sorununun yaklaşımsal farklılıkları
Nükleer silahlar ve nükleer enerji konularının ele alınması.Yapay zeka konusundaki gelişmelerin ve anlaşmazlıkların değerlendirilmesi.Çin’in Rusya ve İran’a yönelik silah ihracatı potansiyelinin değerlendirilmesi ile beraber veri ve teknolojik üretim alanlarında hakimiyet yetkilendirilmelerinde ortaya çıkan sorunların çözülmesi yaklaşımı. Çin’in İran ile sürdürdüğü bağlar ve İran petrolünün önemli bir tüketicisi olması durumunun görüşülmesi
Trump’ın,İran ile bir anlaşmaya ve Şubat sonunda başlayan çatışmayı sona erdirmeye zorlamak için Çin’in diplomatik nüfuzunu kullanması ve ABD için prestijli bir çıkış yolu arayışında olması Çin’in elindeki önemli bir kart olmakla beraber ABD’nin ablukası ile ortaya çıkan enerji trafiğindeki sorunlar.Çin’in Rusya ve İran rejimlerine sağladığı gelirlerin ele alınması.
ABD Başkanı’nın Çin’e gitmesi, ilişkilerin yeniden şekillendiğini göstermektedir. Ancak bugün ABD ile Çin arasındaki mücadele artık yalnızca ticaret açığı ya da askerî güç rekabeti değildir. Mücadele; enerji akışlarını, tedarik zincirlerini, veri altyapılarını, yarı iletken teknolojilerini, yapay zekâ sistemlerini ve küresel finansal düzeni kimin yöneteceğine dair bir yeni dünya düzeninde ‘’Sistem Çağı’’ rekabetine dönüşmüştür.
Bu nedenle Trump’ın Çin ziyareti, yeni dönemin “stratejik sirkülasyon pazarlığı” olarak değerlendirilmelidir.
Dünya Stratejik Jeopolitiği ve Yeni Güç Anlayışı
21.Yüzyılda jeopolitik güç, büyük ölçüde toprağı ve deniz yollarını kontrol etmekle ölçülüyordu. Ancak 21. yüzyılda coğrafyanın anlamı değişmiştir. Artık asıl mesele yalnızca sınırlar değil; enerji, veri, finans, lojistik ve teknoloji akışlarını yönetebilmektir.
Hürmüz Boğazı, Malakka Boğazı, Süveyş Kanalı, Tayvan çevresi ve küresel veri hatları yeni dönemin stratejik merkezleri hâline gelmiştir. Bu bölgeler artık yalnızca coğrafi noktalar değil, küresel sistemin işleyişini sağlayan ana damarlar olarak görülmektedir.
Bu nedenle Trump’ın Çin ziyareti, yalnızca siyasi görüşme değil; küresel akışların hangi kurallarla yönetileceğine dair yeni protokollerin müzakeresi anlamına gelmektedir.
ABD–Çin Rekabetinin Yeni Boyutu
ABD ile Çin arasındaki rekabet artık klasik Soğuk Savaş mantığından farklıdır. Çünkü mücadele yalnızca askerî üstünlük değil; ekonomik, dijital ve nadir toprak elementleri ,rezerv para, uluslararası kuruluşların yeniden oluşması,teknolojik üstünlük üzerinden yürümektedir.
ABD açısından Çin; yapay zekâ, yarı iletken üretimi, elektrikli araçlar, kritik mineraller ve dijital ödeme sistemleri alanlarında sistemik rakip hâline gelmiştir.
Çin ise ABD’yi; teknoloji ambargoları, çip yasakları, Tayvan baskısı ve dolar sistemi üzerinden kendisini çevrelemeye çalışan bir güç olarak görmektedir.
Bu nedenle iki ülke arasındaki rekabet artık sadece “kim daha güçlü?” sorusu değildir. Asıl mesele, “geleceğin sistemini kim kuracak?” sorusudur.
Ekonomik Savaş ve Tarifeler
Trump’ın ilk döneminde başlayan ticaret savaşı, günümüzde çok daha geniş kapsamlı bir mücadeleye dönüşmüştür. Gümrük tarifeleri artık yalnızca ekonomik araç değildir. Tarifeler; üretim ağlarını yeniden şekillendiren, tedarik zincirlerini yeniden konumlandıran ve teknoloji transferini sınırlayan stratejik baskı araçlarıdır.
ABD, Çin’in yüksek teknoloji üretim kapasitesini sınırlandırmak için çip yasakları ve teknoloji ambargoları uygulamaktadır. Çin ise Kuşak-Yol Girişimi, BRICS ve alternatif ödeme sistemleri üzerinden ABD merkezli ekonomik düzene alternatif oluşturmaya çalışmaktadır.
Bu süreçte ekonomi, yalnızca ticaret meselesi değil; “Makro-Lojistik Yönetimi” temel unsuru hâline gelmiştir.
Tayvan Krizi ve Pasifik Dengesi
Tayvan artık yalnızca bir ada sorunu değildir. Tayvan, dünya çip üretiminin merkezi ve küresel yapay zekâ altyapısının en kritik düğüm noktalarından biridir.
Bu nedenle Tayvan üzerinde çıkabilecek bir savaş; küresel teknoloji üretimini, finans sistemini, otomotiv sektörünü ve savunma sanayisini aynı anda etkileyebilir.
ABD açısından Tayvan; Pasifik’te Çin’i çevreleyen stratejik ileri karakol ve yarı iletken güvenliğinin merkezidir. Çin açısından ise Tayvan; ulusal bütünlük, tarihsel meşruiyet ve Amerikan kuşatmasını kırma hedefidir.
Bu nedenle Trump’ın Çin ziyareti aynı zamanda Tayvan merkezli savaş riskini yönetme girişimi olarak görülmelidir.
İran Savaşı ve Çin’in Enerji Kırılganlığı
2026 İran savaşı, Çin’in en büyük stratejik kırılganlığını ortaya çıkarmıştır: en yumuşak karnı olan enerji bağımlılığıdır.
Çin ekonomisi büyük ölçüde Körfez’den gelen petrol ve doğal gaz akışına dayanmaktadır. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nda yaşanacak büyük bir kriz, Çin ekonomisini doğrudan etkileyebilir.
İran yalnızca bir Ortadoğu ülkesi değildir. İran; enerji güvenliği, Kuşak-Yol hattı ve Avrasya bağlantıları açısından stratejik öneme sahiptir. Bu nedenle Çin, İran’ın tamamen çökmesini istememektedir.
Ancak aynı zamanda kontrolsüz bir savaşın enerji akışlarını felç etmesini de istememektedir.Bu durum Çin’in “kontrollü istikrarsızlık” yaklaşımını göstermektedir.
İran Savaşı Üzerinden ABD ve İsrail Stratejisi
ABD açısından İran savaşı yalnızca İran’ın nükleer kapasitesini sınırlama operasyonu değildir.Çin’in enerji damarlarını baskı altına almak, Körfez güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmek ve Avrupa’yı enerji güvenliği üzerinden yeniden ABD merkezli sisteme bağlamak istemektedir.
İsrail açısından ise İran savaşı; İran’ın vekil ağlarını zayıflatma, bölgesel caydırıcılığı yeniden kurma ve İsrail merkezli yeni Ortadoğu güvenlik düzeni oluşturma çabasıdır.
Ancak burada önemli bir paradoks ortaya çıkmaktadır. ABD ve İsrail İran’ı baskılarken, aynı zamanda Çin’i alternatif enerji ve lojistik ağları geliştirmeye zorlamaktadır. Bu durum Çin’in kara koridorlarını, dijital yuan sistemini ve Avrasya merkezli ticaret ağlarını hızlandırabilir.
Dolayısıyla İran savaşı kısa vadede ABD’ye avantaj sağlasa da uzun vadede çok kutuplu sistemin güçlenmesine neden olabilir.
Yapay Zekâ ve Algoritmik Egemenlik
Trump’ın Çin ziyaretinin en kritik başlıklarından biri de yapay zekadır. Çünkü artık güç yalnızca askerî kapasiteyle değil; veri, algoritma, çip teknolojisi ve yapay zekâ işlem kapasitesiyle ölçülmektedir.
AB; NVIDIA, OpenAI, Microsoft ve Google gibi şirketlerle avantajını korumaya çalışırken, Çin devlet destekli yapay zekâ modeli, Huawei ekosistemi ve büyük veri kapasitesi üzerinden alternatif dijital sistem inşa etmektedir.
Buradaki mücadele yalnızca teknoloji yarışı değildir. Asıl mesele, geleceğin dijital kurallarını kimin yazacağıdır. Bu nedenle yapay zekâ artık “algoritmik egemenlik” savaşının merkezine yerleşmiştir.
Stratejik Boşluk ve İki Doktrinin Çarpışması
ABD, Çin’i baskı altına almak için negatif güç araçlarını kullanmaktadır. Tarifeler, teknoloji ambargoları, çip yasakları, Tayvan baskısı ve İran üzerinden enerji kuşatması bu stratejinin temel araçlarıdır.
Çin ise pozitif güç yaklaşımıyla hareket etmektedir. Kuşak-Yol Girişimi, BRICS, enerji anlaşmaları, lojistik ağlar ve arabuluculuk girişimleri Çin’in alan doldurma stratejisinin parçalarıdır.
Bir taraf baskı kurarak boşluk açmaya çalışırken, diğer taraf ağ kurarak boşluğu doldurmaya çalışmaktadır.
Türkiye’ye Etkileri
ABD–Çin rekabeti ve İran savaşı Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.
Pozitif olarak Türkiye; Orta Koridor’un merkezi, enerji geçiş ülkesi ve Çin sermayesi ile Batı finansının kesişim noktası hâline gelebilir.
Ancak ABD ile Çin arasındaki kopuş derinleşirse Türkiye üzerinde blok seçme baskısı artabilir. Hürmüz krizinin büyümesi enerji maliyetlerini yükseltebilir ve bölgesel güvenlik risklerini artırabilir.
Bu nedenle Türkiye açısından temel mesele, iki blok arasında sıkışmak değil; akışları yöneten ve stratejik boşlukları fırsata çevirebilen makro-lojistik güç hâline gelmektir.
Trump’ın Çin ziyareti, yalnızca diplomatik bir temas değil; enerji akışlarının, teknoloji savaşlarının, yapay zekâ rekabetinin ve küresel ekonomik düzenin geleceğini şekillendirebilecek stratejik bir sistem pazarlığıdır.
Dünya artık sınırların korunması evresinden sistemlerin yönetilmesi evresine geçmiştir. Yeni dönemde güç; toprağı kontrol edenin değil, akışı, algoritmayı, enerjiyi, veriyi ve protokolü yönetenin eline geçmektedir.
Güce dayalı güç düzeninde süper güçleri artık yalnızca ordularla değil; enerji akışları, veri ağları, çipler, lojistik koridorlar ve dijital protokoller üzerinden savaşmaktadır.





