Analizler13 Mayıs 2026

NÜFUS VE NÜFUZ SİYASETİ

Dünya tarihine genel bir bakış attığımızda insanlık tarihini ekonomik ve siyasi olarak şekillendiren başlıca unsurun nüfus olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

N
NUSRET ANAR3 görüntülenme
NÜFUS VE NÜFUZ SİYASETİ

Dünya tarihine genel bir bakış attığımızda insanlık tarihini ekonomik ve siyasi olarak şekillendiren başlıca unsurun nüfus olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Medeniyetler ve ülkeler nüfus üzerine inşa edilmiştir. Nüfus olmadan nüfuz olmaz tabiri çok doğru bir sözdür.

Sümerler ’den günümüze nüfusu artan ve yeterli düzeyde olan topluluklar tarihte ön plana çıkmıştır. Nüfus azaldıkça da tarih sahnesinden usulca silinmişlerdir.

Nüfus sayının güç ilişkisine aykırı durumu sergilediği tek millet Yahudiler olmuştur. Yahudiler ise nüfus eksikliği durumlarını diğer milletleri kendi çıkarlarına kullanma ve çeşitli ezoterik gruplar oluşturarak bu zafiyetlerini aşma yoluna gitmişlerdir.

 Ancak Yahudiler de bile günümüz itibariyle nüfus önemli bir faktör olmuştur. 1945’den sonra ilk defa kurdukları modern devletleri için dünyanın her yanından Yahudi göçü için uğraşıp durmaktadırlar. Yahudiler Ortadoğu’da kurdukları bu ütopik devletleri için nüfusu artırmak için Ortodoks Yahudilere askerlik muafiyetinden tutun birçok alanda teşvik vermektedirler.

Tanıştığım bir İsrailli bürokrat 34 yaşında olmasına rağmen 7 çocuğu olduğunu gururla söylemesi beni şaşırtmıştı. Ancak tüm çabaya rağmen İsrail nüfusu istenilen sayıda artmamakta hatta düşmektedir. Özellikle içinde bulunduğumuz savaşın sona ermesinden sonra İsrail’den ciddi manada bir nüfusun göç edeceği söylenmektedir.

 Savaş nedeniyle İsrail vatandaşlarının yurtdışına çıkışlarına konan yasaklar nedeniyle bu büyük göç şimdilik ertelenmiş gözükmektedir. Özellikle Avrupa başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinde Yahudilerin hafif bıçaklı ve yumruklu saldırılara uğraması, bu saldırılar sonrasında hemen İsrailli yetkililerden dünyada Yahudiler için en huzurlu ve güvenli ülkenin İsrail olduğu ve İsraile göç etmeleri gerektiği söyleminin dillendirilmesinin arkasında nüfus artış stratejisi yatmaktadır.

İsrail’in savaştığı ve yaşadığı coğrafyada en büyük düşmanı gördüğü İran’ın nüfusu ise 93 milyonu aşmış durumdadır. Büyük Ortadoğu Projesine nüfus açısından baktığımızda ülkelerin neden çok parçalara ayrılıp nüfuslarının küçültülmek istendiğini daha iyi anlayabiliriz.

 Nüfus gücü kavramına ilerleyen yazılarımda dönem dönem ülke ülke eğilmeye kısa analizlerde bulunmaya çalışacağım. Tekrar söylemek gerekirse Nüfus olmadan Nüfuz olmaz.

Nüfus meselesini körfez bölgeleri açısından ele aldığımızda karşımıza önemli sonuçlar çıkıyor.

Petrolün sağladığı refah ile dünya lüks tüketiminin merkezi haline gelen körfezi bölgesinde oluşan sahte cennet savaşla birlikte son buldu. Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan’ın özellikle körfez bölgesinde oluşturduğu petrole dayalı sahte cennet projelerinde çalışan insanların çoğu ise ithal.

Gerek inşaat işlerinde gerek temizlik ve temel lojistik işlerde çalışanlar Pakistan, Bangladeş, Hindistan gibi ülkelerden gelen erkek ithal işçiler, beyaz yaka diyeceğimiz işlerde çalışanlar ise dünyanın her tarafından gelen insanlardan oluşmakta.

Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nde yerli Arap kökenli halk azınlıkta. İthal işçi sayısı yerli insan sayısını çoktan aşmış durumda.

93 milyonluk bir insan kaynağı olan İran karşısında suni devletçikler gibi görünen bu yapıların tüm dış desteklere ve paraya rağmen uzun vadede ayakta kalması mümkün değil. Nüfus ve nüfuz meselesi burada karşımıza çıkmaktadır.

93 milyonluk devasa İran karşısında bu ülkeler ömürlerini uzatmak bir denge inşa etmek istiyorlarsa Türkiye’den başta güvenlik görevlisi olmak üzere temel toplum gereksinimleri için insan göçü talep etmek zorundalar. En başta dış tehditlere karşı bir ordu, sonrasında temel devlet organlarında çalışacak insan açığını kapatmak için yukarıda saydığımız ülkelere ilk etapta aileleri ile birlikte 5 milyon insan göçü kabul edilebilir.

1960’larda Almanya başta olmak üzere Avrupa’ya 3,5 milyon insanımız gittiyse körfez bölgesine de 5 milyon insanımız göç edebilir. Özellikle uzman er ve erbaşlık konumunda olup ordudan ayrılmış ve iş arayan gençlerimiz körfez güvenliğinin inşası için bir unsur olabilir.

Körfez bölgesi ve Türkiye arasında inşa edilecek demir yolu ve karayolu ile bu bölge ile daimî ticari ve insan koridorun oluşturularak bu bölgede yaşayacak insanlarımız arasında daima bir bağ da inşa edilmiş olur.

 Bu iş birliği sayesinde Körfez ülkeleri de güvenliklerini binlerce mil ötedeki ülkelere ve onların teknolojilerine havale etmeden hemen yanı başlarındaki Türkiye’den sağlamış olurlar.

İlgili Haberler