9 haber
Hocalı Katliamı, 26 Şubat 1992’de Hocalı’da yüzlerce Azerbaycanlı sivilin hayatını kaybettiği trajik bir olay olarak hafızalara kazındı. Resmî verilere göre 613 kişi yaşamını yitirdi; kadınlar, çocuklar ve yaşlılar da kurbanlar arasındaydı. Olay, Dağlık Karabağ Savaşı sürecinin en ağır sivil kayıplarından biri olarak anılmakta; Azerbaycan tarafından “soykırım” olarak tanımlanmaktadır. Yıllar sonra, İkinci Karabağ Savaşı ile Azerbaycan işgal altındaki topraklarının büyük bölümünü geri aldı ve 8 Kasım 2020’de Şuşa’nın kurtuluşu dönüm noktası oldu. Metin, Hocalı’da yaşanan acının unutulmadığını ve Karabağ’daki gelişmelerin Azerbaycan için tarihî bir kırılma ve zafer anlamı taşıdığını vurgulamaktadır.
Türkiye’de anayasa tartışmaları her alevlendiğinde gözler 1921 Anayasası’na çevriliyor. Peki bu metin gerçekten neyi temsil ediyor? Sıkça yapılan atıflar, çoğu zaman içeriğinden ziyade sembolik bir anlam taşıyor. 1921 Anayasası (Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu), savaş şartlarında hazırlanmış kısa, çerçeve ve “yumuşak” bir anayasa idi. Türkiye Büyük Millet Meclisi tüm yetkileri elinde toplayan asli kurucu iktidar olarak hareket etmiş, kuvvetler birliği esasına dayalı bir meclis hükümeti sistemi benimsenmişti. Ayrı bir devlet başkanı makamı başlangıçta yoktu ve anayasa sıradan kanunlar gibi değiştirilebiliyordu. Metin, devletin dinine atıf yapmasına rağmen teokratik bir yapı kurmuyor; egemenliği kayıtsız şartsız millete veriyordu. Üniter ve ulus devlet esaslarını dışladığı iddiası ise hukuki açıdan tartışmalı; çünkü yasama, yürütme ve yargı tek merkezde toplanmıştı. Yerinden yönetim anlayışı vardı, fakat bu “siyasi özerklik” değil, idari özerklik sınırındaydı. Bugün 1921’e yapılan vurgu; daha kısa bir anayasa, daha esnek değişiklik usulleri, kuvvetler birliği eğilimi ya da yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi farklı arayışlara işaret edebilir. Asıl mesele, bu tarihsel metnin hangi yönünün örnek alınmak istendiğinin açıkça ortaya konulmasıdır.
İran’la komşuluğumuz, yalnızca coğrafi değil; tarihsel ve stratejik bir gerçeklik. 1979’da Ruhollah Humeyni’nin dönüşüyle monarşi sona erdi, Mohammad Reza Pahlavi dönemi kapandı ve “İran İslam Cumhuriyeti” kuruldu. Devrim sonrası yaşanan tasfiyeler, idamlar ve büyük göç dalgası ise ülkenin kaderini kökten değiştirdi. Yazarın tanıklığında Erzurum’a kadar uzanan kaçış hikâyeleri, devrimlerin romantik değil; çoğu zaman sert ve yıkıcı sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. İran–Irak Savaşı, bölgesel vekâlet çatışmaları ve komşularla yaşanan gerilimler, Tahran’ın yalnızlaşmasına zemin hazırladı. Metin, İran’ın dış politikadaki tercihlerinin Türkiye başta olmak üzere birçok ülkeyle mesafe oluşturduğunu savunurken; mezhep temelli siyasal modellerin Irak örneğinde olduğu gibi kırılgan yapılar doğurduğunu öne sürüyor. Son bölümde ise vurgu net: Türkiye’nin milli birliğinin, bayrak ve toprak bütünlüğünün tartışma konusu yapılamayacağı; bölgesel örneklerden ders çıkarılması gerektiği mesajı veriliyor. İran tecrübesi üzerinden verilen ana fikir, devletlerin iç dengeleri sarsıldığında dış müdahalelere açık hale geldiği uyarısı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3 Şubat’ta Suudi Arabistan, 4 Şubat’ta Mısır’a gerçekleştireceği ziyaretler, Orta Doğu’daki yeni güç dengelerinin işaret fişeği olarak görülüyor. Bu temaslar, yalnızca diplomatik birer ziyaret değil; ekonomi, güvenlik ve enerji hatlarını kapsayan çok katmanlı bir stratejik hamle niteliğinde. Küresel belirsizliklerin arttığı, bölgesel krizlerin derinleştiği bir dönemde Ankara’nın Riyad ve Kahire ile eş zamanlı temasları; “yeni bölgesel mimari” arayışının somut adımları olarak değerlendiriliyor. Özellikle Doğu Akdeniz, Gazze ve Suriye dosyalarında kurulacak koordinasyonun, önümüzdeki dönemin dengelerini belirleyebileceği konuşuluyor. Bu ziyaretler, Türkiye’nin Orta Doğu’da çatışma eksenli değil; denge, temas ve ortak çıkar odaklı yeni bir diplomatik dönemin kurucu aktörlerinden biri olma iddiasını güçlendiren kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.
ABD Adalet Bakanlığı’nın kamuoyuna açtığı milyonlarca sayfalık Jeffrey Epstein belgeleri, yalnızca bir istismar dosyasını değil; siyaset, finans ve küresel elit ağlarına uzanan geniş bir ilişki ağını yeniden gündeme taşıdı. E-postalar, uçuş kayıtları, banka hareketleri ve özel arşivlerden oluşan dosyalar dünya çapında “kimler bağlantılıydı, kimler korundu?” sorularını tartışmaya açtı. Belgelerde kraliyet ailesi üyelerinden teknoloji ve iş dünyasının önde gelen isimlerine kadar birçok figürün adı geçerken, bazı kısımların “devlet sırrı” ve “gizlilik” gerekçesiyle sansürlenmesi yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Özellikle Epstein’ın özel jetine ait uçuş listeleri ve mağdur ifadeleri uluslararası yankı uyandırdı. Ortaya çıkan tablo, yalnızca geçmişteki suç iddialarını değil; Batı’da şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet ilkelerinin nasıl uygulandığına dair ciddi soru işaretlerini de gündeme taşıdı. Epstein dosyası, küresel ölçekte siyasi ve hukuki etkileri süren bir hesaplaşmaya dönüşmüş durumda.
ABD’nin Ortadoğu’daki son askeri yığınağı, yalnızca bir güç gösterisi değil; İran’a karşı hem savaş ihtimalini hem de müzakere baskısını aynı anda barındıran stratejik bir belirsizlik sürecine işaret ediyor. Washington’un sert söylemleri ve artan askeri hazırlıkları, askeri seçeneğin masada tutulduğunu gösterirken; taraflar arasındaki derin güvensizlik, genişleyen müzakere başlıkları ve karşılıklı sert pozisyonlar, kısa vadede bir anlaşma ihtimalini oldukça zayıflatıyor. Olası bir askeri müdahale, İran’ın verebileceği öngörülemez tepkiler, vekil güçlerin devreye girmesi, Hürmüz Boğazı’nın tehdit altına girmesi ve küresel enerji piyasalarının sarsılması gibi ciddi riskler taşıyor. Buna karşın İran’ın iç siyasi kırılganlıkları, ekonomik krizi ve askeri zafiyetleri, bazı çevrelerce ABD ve İsrail açısından “tarihî bir fırsat” olarak görülüyor. Sahadaki askeri hareketlilik, geçici bir baskıdan çok İran’ı çevrelemeye yönelik uzun vadeli bir kuşatma stratejisine işaret ediyor. Bu belirsiz ve gerilimli süreç, yanlış bir hesaplamanın bölgesel sınırları aşan büyük bir çatışmayı tetikleyebileceği kritik bir döneme işaret ediyor.